

Viyolacılar: İşte orkestranın lazları. Viyolacılar haklarında yazılan fıkralarla bilinirler. Bu kişiler genelde kemanla müzik hayatına başlayıp başarılı olamamış, çevresinden gelen "ortalık vıcık vıcır kemancı kaynıyor, senin soyadın Dalaysel değil kadro alamazsın, viyolada daha çok ekmek var" gazıyla viyolaya geçiş yapmış insanlardır. Bu nedenle orkestranın en ezik çalgı grubu viyolacılardır. Sosyal ilişkilerinde arkadaşlarının çoğunluğunu müzisyenler değil diğer meslek grupları oluşturur. Bunu sebebi müzisyen camiasında itilen ve hor görülen bu insanların, sıradan kişilere egzantrik gelmesidir. Normal meslek grupları "orkestrada çalan müzisyen arkadaşım var" demek için arasıra viyolacılarla gezmeyi sosyal bir artı puan sayar. Tip olarak gayet silik ve ortalama görünümdedirler, ne uzun ne kısa ne şişman ne zayıf ne kel ne çok saçlı. Ortamda sadece dinleyicidirler, söz sırası onlara geldiğinde ilgi çekici konular bulamadıklarından muhabbet anında kesilir. Viyolacılarla ilgili bir fıkra:
- Dünyanın en ünlü orkestralarından birinin baş viyolacısı, her konserden önce dolabını açar bakar, sonrada çıkıp canavar gibi çalarmış. Dolabın içinde ne olduğunu soranlara hiçbirşey söylemezmiş. Orkestra elemanlarının hiçbiri o dolapta ne olduğunu bilmiyormuş. Orkestra içinde bu durum bir efsane haline gelmiş. Yıllar sonra adam öldüğünde herkes merakla dolaba koşmuş. Kapağı açtıklarında karşılarına bir kağıda yazılarak dolaba yapıştırılmış şu sözler çıkar "Arşe sağ el, viyola sol el".
Viyolonselciler: İşte orkestranın mankenleri, jönleri. Dış görünüş itibariyle en tiki kılığa bürünmüş, burnu havada insan bilin ki orkestranın viyolonselcisidir. Erkekler kaşkolları, puroları ve uğur kolyeleriyle ile cool bir görünüm yaratmaya çalışırlar. Herkes bira içerken bunlar viski içer. Korumakla yükümlü oldukları yegane şey egolarıdır. Viyolonseli kadın vücuduna benzetmek gibi bir hobileri vardır, sık sık bunu düşünür hayal kurarlar. Viyolonsellerinden çok kılıflarına önem verirler. 'Hard case'inden yılan derilisine, tekerleklisinden 'soft case'ine her viyolonselci kıyafetlerine ve sosyal ortamlarına göre en az 3 değişik kılıf bulundurmakla mükelleftir. Bu viyolonselciler arasında sözsüz bir rekabettir adeta soğuk savaştır. Arkadaş çevreleri genelde 1. kemancılardan oluşur. Öyle ki solistler ve şefler direk bu takımın masasında oturur.
Kontrabasçılar: Kontrabasçılar orkestranın en uyumlu, en egosuz, en görünmez elemanlarıdır. Bunun nedeni hiç bir zaman solist olamayacaklarının farkında olmaları olabilir. Genelde kendi aralarında sohbet edip, birbirlerini kollarlar. Rahle kavgası yapmazlar, hatta 1. rahleyi en sazana kakalamaya çalışırlar. iş yaşantılarında tembeldirler, bunun nedeni partisyonlarının 1,5 oktavı geçmemesi olabilir. Bu durum sosyal yaşantılarına aynı oranda üşengeçlik olarak yansır. Sorumsuz ve etraflarındaki olaylara kayıtsızdırlar. Tam anlamıyla orta direk çocuklarıdır. Kontrabascı olmalarının tek sebebi de sadece boylarının uzun olmasıdır. Müzisyenlik onlar için bir görevdir, prova biter kontrabascı evine gider. Konser sonrası kokteyllere kalmaz ama alkoliktir. Partilerinin 3/4'ü sus olduğundan sahneye gizlice içki taşıyıp bu süreyi demlenerek değerlendirirler. Turnelerde kontrbası taşımadan kendileri sorumlu olduğu için en büyük eziyeti onlar çeker, yardımlarına koşan yine 2. kemanın son sehpasındaki kemancıdır. En büyük korkuları hızlı pasajlardır.
Tubacılar: Kontrabas ve viyolacılardan bile görünmez insanlardır. Bu enstrümanı nasıl seçtikleri müzisyen camiasında bile bir şaibedir, katakulliye gelmiş olmaları muhtemel. Normal hayatlarında bile ne yaptıkları bir muammadır. Neleri severler, neleri sevmezler neredeyse kimse bilmez, orkestranın en esrarengiz insanlarıdır. Hayatla ilgili tek bağları çoluklu çocuklu normal bir aile yaşantıları olmasıdır. Orkestrada ismini bile bilmeyen muhakkak 2-3 kişi bulunur.
Tromboncular: Orkestranın en güzel enstrümanı olmasına rağmen bu kadar mı özelliksiz insanlar bir araya toplanır? Esprilerine bi tek kendisi içten güler, etrafındakiler normal insanlarsa müzisyen arkadaşlarını kaybetmemek için gülmek zorunda kalırlar. Bu insanlar sosyal olma çabası içinde olduklarından hiç ummadığınız yerlerde karşınıza çıkabilirler. İşlerine geldiği gibi davranmayı severler, sizi 2 gün önce tanımamış bugün tanımışsa bilin ki yine sosyal çevrelerini genişletmek amacı taşıyan bir planları vardır. Tipsizdirler ama kendine güvenleri yüksektir. Kendilerini çok seksi bulurlar. Mallarıyla mülkleriyle övünmeyi çok severler, saf ayağına yatıp gösteriş yapmayı iyi becerirler. Örn: "Yaaaa bu telefonu da yeni aldım tuşu bozuldu. 5.200 ytl verilmiş telefonun tuşu nasıl bozulur? Hem de Japonya'dan almıştım, Türkiye'de de yok ki bundan, şimdi nasıl tamir ettireceğim?"
Trompetçiler: Orkestranın gençken asi yaşlanınca çapkın görünümlü elemanları. Bunlar orkestrada avantgardlıklarıyla ünlüdür. İlk dövmeyi onlar yaptırır, saçlarını ilk onlar uzatır, ilk piercing onların modasıdır. İlgiyi üzerlerine çekerler buna da bayılırlar. Genç kızlar genelde bu grubu izlemeye gelmiştir. En belirgin fiziksel özellikleri alt dudaklarının balon gibi şişkin olmasıdır. Trompet çalmak için diş ve ağız yapısının uygun olması gerektiğinden sık sık bahsederler. Sigara içmezler, alkol ise ortamına göre. Sürekli yurtdışı maceralarını anlatıp karşı tarafa baygınlık geçirtirler. Her telden arkadaşı vardır ama yakın çevreleri özellikle alternatif gençlerdir. En sevdikleri şey insanları bozmaktır. Sürekli gezerler, parti parti dolaşırlar. Turneye gittikleri her yerde bir sevgilileri vardır.
Kornocular: Bunlarda genelde kendi aralarında bir gruptur ama sohbet etmez bir odaya tıkılıp grupca çalışırlar. Orkestranın grup çalışması yapan tek elemanları kornoculardır. Bankacı gibi fasıl eşliğinde uzun masa yemeklerinde bulunmaktan mutluluk duyarlar, bu aynı zamanda en iyi sosyalleşebildikleri ortamdır. Eli açık gibi görünüp cimridirler, her kuruşlarının hesabını tutarlar. Mesela birinin yanında para yoksa ve o ödemek zorunda kalmışsa dışarıya karşı sezdirmez ama içi içini yer. O kişiye de "abi önemli değil sonra paran olunca verirsin" der. Minyon tiplerdir. Düzenli titizlerdir ama ne zaman ne yapacaklarını ne söyleyeceklerini önceden kestiremezsiniz.
Fagotçular: Herkesle, her grupla bir muhabbetleri vardır. Soğuk değil samimdirler. En büyük dertleri kamışlarıdır, sürekli kamış bulamamaktan yakınırlar. Bütün fagotcuların bir süre yurt dışından kamış getirerek kazıklanma ve ardından kendi kamışını kendi yapma dönemleri olur. Sempatiklikleriyle bütün orkestranın sevgilerini kazanmışlardır. Hal hatır sorarlar. Genelde büyüklerine abi derler.




