insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Yaşlılar Serisi

Merkezimizin çekirdek kadrosu bu hafta sizler için mahalle mahalle, semt semt gezerek yaşlı insanları araştırdı. 50 yaş üstünü konu alan bu araştırmamızı yaparken önümüzden pasta-börek, çay-çökelek eksik etmeyen tüm yaşlılarımıza teşekkürlerimizi sunarız.

İzmir Aydın Kadını: Aydın, laik, hayvan ve doğa haklarına duyarlı Cumhuriyet kadınıdır. Toplu taşıma aracında gençleri kaldırmaktan çekinmezler. İstanbul'lularla aynı şeyleri yapar ama onlar gibi cemaatleri, cemiyetleri olmadığı için kendilerini Cumhuriyet mitinglerinde gösterir, onlar kadar parası olmadığı için mahalle kuaförüne giderler. Senfoni orkestrası konserlerini kaçırmazlar. Gençlerden istekleri hiç bitmez, sürekli yakınır, emir verirler. Eğer bir yerde kuyruğa girmesi gerekirse öndekiyle sohbet ayağına yatıp kaynak yapmaya çalışır, gençlerden biri uyarırsa azarlar, terbiyesiz saygısız der. Sarı saçlı mavi gözlü Atatürk aşığıdır. Gavur İzmir'li olmakla övünür. Batılı turistlere tapar. Ülkesinin satılmasına karşıdır ama evini Amerikalı'ya satar. Doğa gezilerine, ucuz turlara katılır. İlk gittiği ve en beğendiği yer İtalya'dır. İtalyan'ları aynen Türkler'e benzetir, aynı biz diye anlatır durur.

Asker Olma Özlemiyle Yanıp Tutuşan Kravatlılar: Bir hanımefendi görsün hemen başlar bizim zamanımızda diye. Her kötü şeyi Akp getirmiştir. Atm bozuk Akp, zam geldi Akp, otobüs dolu Akp. Yüksek sesle dile getirdiği bu fikirlerine halktan destek bekler. Genç görsün, şuraya bak saygısız diye direk karalar. Herkesin kendiyle aynı fikirde olduğuna emindir. Cumhuriyet dersi verir. Hala Çanakkale, Trablusgarb konuşur.

Belediye Parkında Spor Yapan Sauna Eşofmanlılar: Daha çok Akdeniz bölgesinde görülür. En büyük hobileri yemek yapmaktır. Çiftli ya da 3'lü gruplar halinde gezerler. Her sene komşuyla zayıflama planı yaparlar. Aslında fazla kiloları yoktur ama şu göbeği eritse bütün derdi bitecektir. Kahvaltıdan veya akşam yemeğinden sonra komşuyla belediye parkında yürüyüş ve parktaki sözde fitness aletleri ile spor yapar, dönerken mahalle pastanesinden dondurma alır, eve varınca "içim kıyıldı" deyip yarım ekmek arası peynir domates yerler. Bu türün erkekleri deniz kenarlarında gözlenebilir.

Sıradışı Sanatçı Ruhlu: Cahit Berkay, Erkin Koray, Serdar Ateşer gibi kişiler bu kategoriye girer. Toplumdan çok çekerler, "abi sen kız mısın" diye itin köpeğin maskarası olur ama yine de saçlarını kestirmez, oturdukları yerden Türk zihniyetine lanet ederler. Ergenlikte takılı kaldıkları müzikleri hala dinler de dinlerler. En sevdikleri gruplar arasında Deep Purple muhakkak bulunur. Kadife pantalon gardroplarının vazgeçilmezlerindendir. Hiç dayak yemeyecekmiş gibi yaşayıp, cesur çıkışlar yaparlar.

Moda&Nişantaşı Teyzeleri: 3 sohbetten en az birinde adalardan bahsederler. Çantalarında misafirlikte içmek için taşıdıkları ince beyaz sigaraları vardır. Müzik dinlemek için Aya İrini'deki davetlere gider, şıklık yarıştırırlar. Lokallerde, kulüplerde, cemiyetlerde gezerler. Butiklerden alışveriş yaparlar. Rutin yaptıkları işler arasında kuaföre, masaja ve tatile gitmek bulunur. Düzenli bir aile hayatları vardır. İlk tanıştıkları beyle evlenmiş, sonsuza kadar mutlu olmuşlardır. Çocukları okumuş iş, güç sahibidir. Komşuculuk yapmaktan hazzetmezler. Kocaları akşam üzerleri ellerinde migros poşetiyle görülür.

İşbilen Teyzeler: 1. ya da 2. katta otururlar. Öğretmenlik ya da memurluktan emekli olmaları muhtemel. Mahallede ne olup ne bitti, kim geldi kim gitti bilirler. Hitabeti kuvvetlidir, gereken yerde gereken cevabı verirler. Fazla yakın arkadaşları yoktur. Büyük şehir hayatına uyum sağlamış olanları muhtemelen apartman yöneticisidir. Zemin katta oturan öğrenciye bekara kök söktürür, apartmanın önünden günde 3 kere geçiyorsa hepsinde yan gözle bakar, kolaçan ederler. Yılların unutturduğunu dost meclislerinde bunlar hatırlatır. "Aaa sen onu unuttun mu hani o kız bizim Aynur'un oğlunu apartmanda sıkıştırmıştı da oğlan reddedince sinir krizleri geçirmişti, herkes ayağa kalktı, duymayan kalmadı" diye artık kocaman olmuş evli barklı adamları, kadınları bir kalemde silerler. Siyasetten organik tarıma, yardım toplantılarından kuantum fiziğine herşey ondan sorulur.

Kötü Yaradılışlı Pencere Önü Demirbaşı: Gelenek görenek nedir onlar bilir, İç Anadolu'lu olmaları muhtemel. Kafayı toplum ve ahlak kurallarıyla bozmuşlardır. Arasıra görücü bakarlar. Herşeye karışır, namus bekçilerinden daha yobazdır. Gençlere hiçbir şekilde tahammülü yoktur. Birşey yapmasa bile sırf öğrenci evi diye ne idüğü belirsiz der. Öğrenciye selam vermez, hürmet bekler. En büyük gayesi erkek evinde çıplak kız, kız evinde yarıçıplak erkek görmektir, hele bir görsün. Hayvanlarla da arası kötüdür, hele gencin evindeki kediye hiç tahammül edemez. Fesatlığından tipi garipleşmiş, tablo yaşmakla da tamamlandıysa anlaşılmaz adeta görünmez olmuştur. Hiç arkadaşı olmadığından yakınır. En yakın arkadaşı mahalledeki en ezik ev kadınıdır. Onun için herşey kötü düşünme sebebidir, kısa giyince "Şuna bak şu hale, utanmaz" uzun giyince "Gerici" der. Ev sahibine yöneticiye şikayet yağdırır, ergeni-genci sigara içerken görürse anneye babaya muştular. Genç ne yaparsa onun tam tersi kural olsun der. Apartmanın otomatiğini kim bozdu, çöpü olmayacak saatte kim dışarı attı, otopark kavgasını kim başlattı, hangi evde içki içildi hepsini yöneticiye yetiştirmekle mükelleftir.

Hacı Teyze-Hacı Amca: Milyarder oldukları rivayet edilir. Arap dünyasının su özlemi ve sefa düşkünlüğü bünyelerine dühûl etmiş olacak ki havuzlu sitede otururlar. Zaten hep yaşlıların oturduğu bu sitede yarıya kadar dolu havuza sadece kapıcının çocukları girer. Kıyafette uzun etek(kumaş pantolon)&yelek modası hakimdir. Yemek yer sofrasında yenir. Yemek saati gelince hacı amca "Hanım hadi sofra örtüsünü getir" der. Çökelek bu sofranın vazgeçilmezlerindendir. Torunlarını ölene kadar finanse ederler ama yaranamazlar. Yaşlanınca bunarlar.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

2010 Birinci Geleneksel Düz Adam Ödülleri Sahiplerini Buldu

Badamlı Üniversitesi'nin geleneksel olarak düzenlediği Düz Adam ödülleri sonunda sahiplerini buldu. Jüri üyelerimiz Donatella Iachelli ve Alessa Ici birbirinden iddialı isimler arasında karar vermekte oldukça zorlandı. Ödül töreninde duygusal anlar yaşandı, birçok tribünde mutluluk gözyaşları adeta sel oldu.

İşte 2010 yılının düz adam ödülleri:

1.Fatih Akın (10.00)
2.Okan Bayülgen (9.6)
3.Cihat Aşkın ve Fazıl Say (9.3 ile 3.lüğü paylaştılar)
4.Bülent Ortaçgil (8.9)
5.Serdar Ateşer (8.5)



Kategoriler:

•Bohemcilik oynamak
•Zengin sevmemek
•Bir dönem Cihangir'de ikamet etmek
•Açık Radyo dinlemek
•Halkçı olduğunu düşünmek
•Topluma örnek olduğunu sanmak
•Popüler olanı sevmemek

Derece alan adayların hediyeleri(sırasıyla):
3 adet pirelli kar lastiği, imzalı "Jonas Brothers" posteri, şaşıbakşaşır kitabı, mine işlemeli hap kutusu, tabancalı dart.
Jüri Özel Ödülü: Babazula konser bileti ve sahne arkasına giriş iznini kazanan isim ise Sinan Çetin oldu.

Babazula grubundan Murat Ertel ile "Issız Adam" başarısından dolayı Çağan Irmak ilk 5'e giremeseler de mansiyon ödülü olarak Yaşam Boyu Destek Plaketi ve Eti Lezzet Sepeti almaya hak kazandılar.

Badamlı Üniversitesi rektörü yarışmayı kaybedenlere bir şiirle seslendi:

hep denedin.
hep yenildin.
olsun.
yine dene.
yine yenil.
daha iyi yenil.

23 Ekim 2009 Cuma

Donatella Iachelli'nin Yapıtları ve Yayınları

Değerli bilimseverler,


Badamlı Üniversitesi'nin kuruluşunda en büyük emeği veren, gecesini gündüzüne katıp uyku düzenlerinden olan, kimi eşlerinden boşanma aşamasına gelen akademisyen arkadaşlarımız bugüne kadar ne para ne ün yalnız bilim uğruna çabaladılar. İşte bu yazımızda bilim ve sanat dünyasının görünmez kahramanlarından Donatella Iachelli'nin hayatı ve yapıtları hakkında kısa bir bilgi vermek istedik.


Donatella Iachelli çocukluk yıllarından itibaren gerek bilime ve sanata olan yatkınlığı gerekse bavul toplama disiplini ile akranları arasında bir adım öne çıkmayı başarmıştı. Bugüne kadar piyano çaldı, halk oyunları ve modern dansla ilgilendi. Üstün dil kabiliyeti ile 3'ü latince kökenli 4 dil öğrendi. Curling sporunda bir Akdenizliden beklenmeyen dereceler elde etti. Ailesinde üniversite okuyan ilk kişi unvanını da kazanan Iachelli, soyuna geç gelen bu başarının değerini bildi ve her yapıtında ortaya koyduğu doğu ile batı sentezli çalışmaları ile bugünlere kadar geldi.


Iachelli bugün hala Badamlı Üniversitesi'nin yılmaz bir neferi olarak bilimsel faaliyetlerini sürdürmektedir.


Kitap

  • Karnım Tok Sırtım Pek Ver Elini England
  • Turan Taktiğinden Bu Güne Ebru Sanatı
  • Müzik Bunun Neresinde?
  • Nietzsche’ler Ağlamasın
  • Fantastik Bir Kahraman : Tûba Aysun
  • Eyvallah Lordum Eyvallah
  • Benim Sözüm Senettir


Şiir

  • Bir Oğlum Olsun Adı Mürşit İlim Olsun
  • Hikmet’i Aradım Bulamadım
  • Gözlerim Gürkan Kömürcü’yü Arar
  • Gülüşüm Benzer Kazağa
  • CSO’da Saksı Olsam, Fethi Beni Sulasa


Makale

  • Pınar Peker’e Destansı Bir Yaklaşım…
  • Beethoven Yaşasaydı Hande Yener’le Düet Yapar Mıydı?
  • Ankaralı Namık Sosyolojik Bir Vakadır
  • Atalarım Mongoldur
  • Serdar Ortaç 20. yy. Bestecisidir
  • Oylar Ağara Yar Ağara
  • Ben Buna Sanat Demem


Deneme

  • Yolcululuğum İngiltere'ye Değil Kendi İçimeymiş
  • Ben Gerçekten Çok Fena Şeyler Gördüm
  • Ne Yahudiler Sevdim Ayağında Ayakkabı Yok, Ne Ayakkabılar Sevdim İçinde Yahudi Yok
  • Yediğimiz Tavuk
  • İngilizce Düşünürüm Türkçe Konuşurum, Ama Bunu Her Ortamda Söylemem
  • Bir Keresinde Karadenizliye Benzetilmiştim
  • Bir Zamanlar Televizyon Tek Kanaldı


Tartışma

  • Münazaradan Uzaklaşmamın 99 Nedeni ve Bir Fıkra
  • Milletvekilleri Yetenek Sınavıyla Alınsın
  • 90’ların Medyasına İnanmıyorum
  • Keşke İngiliz Olsam

Diskografi


1996 Eccless'tan Şeyh Sayide Kontrabasla Düzenlemeler (Kırklar Semahı Special Edition)

1997 Sağlık Eğitimi Vakfı Yıldönümü Kaydı, TRT Ankara Gençlik Korosu ile (Limited Edition)

1999 Şair Zamanlar, Bir Tutam Küspe (Şiir kasetleri furyası)

2001 "011001"/Digital Jail (Elektronik müzik furyası)

2003 Tepetaklak Gittim (Live with Volkan Konak&Kerem Görsev)

2008 Yalan Olmuş Gidiyorsun (Slow Seçmeler, Sponsor: Joytürk)

2009 Şarkbalans (Arabesk-tekno)


Başarıları

  • Eyvallah Lordum Eyvallah adlı yapıtı ile Fransa Pötiye kasabası edebiyat derneğince her yıl düzenlenen "La vache qui rit Enternasyonel Edebiyat Ödülleri"nde, Hıncal Uluç'u bile geride bırakarak kazandığı "Üç Nokta Özel Ödülü" ile yabancı basının odak noktası haline gelmiştir.
  • Türk akademi dünyasının en büyük celebrity'si, kimsenin ulaşamadığı Cevdet Kızıl'la o güne dek yapılmış ilk röportaja imza atmak kariyerinde bir dönüm noktası olmuş ve akademik çevrelere açılmasını sağlamıştır.
  • Sağlık Eğitimi Vakfı için yaptığı özel beste ile Ankara Devlet Su Balesi Topluluğunun verdiği "Prozodi Challange" ödülüne layık görülmüştür.
  • Mercan Dede'ye okuma yazma öğreterek toplumun kanayan bir yarasına parmak basmış bu çalışmadan sonra Erkin Koray'ın kızının "Haydi Kızlar Okula" kampanyası kapsamında eğitim görmesi için gerekli girişimlerde bulunmuştur.

29 Mayıs 2009 Cuma

Nasıl Akademisyen Oldum?

Sevgili Bilimseverler,

Uzun zamandır sizlerden ayrıydık ama bu süre boyunca zannetmeyin ki boş durduk. Kar demedik yol demedik, bütün Türkiye'yi dolaşıp çığır açacak yeni bir araştırma yaptık. Sizler için akademisyenleri araştırdık.



A.Uyanıklar

Bu gruptaki akademisyenler genellikle işletme-iktisat gibi eşit ağırlık bölümlerinin göz bebekleridir, desek de inanmayın. Lisans hayatı boyunca hiç arkadaş edinemeyip sadece ders notu arkadaşlığı kuran, kantinden çok hocaların yemeğe gittiği yerlerde, asistan odalarında yiyen-içen, okul hayatı boyunca okula hep düzgün ütülü kıyafetlerle her derse kitap defter eksiksiz gelen, hiçbir ders kaçırmayan, öğrenci kluplerine kendilerini adamış, bakışları hep gökyüzüne dönük, sevgilisi olmayan ya da olsa da saklayan (çünkü kendini kaf dağında görüp yanına kimseyi yakıştıramaz), orta-alt gelir grubu bir aileye mensup, büyük olasılıkla küçük şehir insanı, ailede üniversiteye giden ilk kişi olma statüsünü kazanmış bireylerdir. Aslında bunların en iyi yapacakları meslek bankacılık, müşteri temsilciliği, reprezantlık iken sosyal hayatlarında gösterdikleri başarısızlıkları örtmek için isimlerin önüne gelen ünvanlardan medet umarlar.

Akademisyenler grubu arasında parayı en çok seven grup bunlardır, üniversitede çalışmaları sadece ünvan uğruna olduğundan geçimini sağlayacak başka işlerle de meşguldur. Evde özel ders verme, dersane öğretmenliği, akrabalarla ortak tarım-esnaflık işlerine girme, aracılık-komisyonculuk yapma gibi. Kesinlikle yakışıklı veya güzel değillerdir, dış görünüşleri vasattır. Moda, giyim kuşam bilmezler. Kadınlar bankacı modası, erkekler borsacı modasının 3 kalite düşük olanını takip ederler. Kadınların genelde sevdiği kıyafetler arasında içine kırmızı badi giyilmiş pantalon-ceket takımdır. Ayakkabılar ne topuklu ne topuksuz cinsiyetsiz şekildedir. Erkekler krem rengi pantalon, kahverengi deri görünümlü kemer, mavi ya da beyaz gömlek, siyah çorap, kahverengi ayakkabı tercih ederler. İki grup da yanlarından içi tıkış tıkış dolu laptop çantalarını ve içinde ne olduğu bilinmeyen naylon torbalarını eksik etmezler.

Bu gruptaki akademisyenler genelde Anadolu'nun çeşitli yerlerinde açılan üniversitelerde görev yaparlar. Geç kalanı derse almazlar, muhakkak yoklama alır, acımadan sınıfta bırakırlar. Her soruyu ciddiye alırlar, uzun uzun cevaplarlar. Sınavlardaki en gıcık gözetmen bunlardır, sınav boyunca sınıfın içinde yürüyüp durur dikkatinizi dağıtırlar, nefeslerini ensenizde hissedersiniz. ÖSS sınavı gibi sürekli "Son yarım saat", "Son 15 dakika" diye diye konsantrasyonunuzu ve psikolojinizi altüst edecek her türlü hareketi yaparlar. İngilizceleri çok kötüdür, kendilerinden iyi ingilizce konuşan öğrenciyi bozmakla mükelleftirler.

B.Torpilliler

Lisans hayatı boyunca bir kuzu bir koyun gibi kendine verilen her ödevi, her görevi sessizce ve ezbere yapmıştır. Dış görünüş itibariyle dikkat çekmez ama çirkin de değildirler. Bunlar da yine ütülü katlı kıyafetlerle lisans hayatını bitirmiştir. Uyanıklardan farkı reprezant, bankacı olamayacaklarını bilmeleridir. Bu gruptakilerin kafası fazla çalışmaz ama saman altından su yürütmekte ustadırlar. Kızlar torpillerini genelde okulda hocalık yapan sevgililerinden, erkekler ise yalakalık ve espiri yeteneklerinden alırlar. Bunların sınıfta 1 adet arkadaşları vardır sadece ona günah çıkarır bir de kilit isimlerle gizli saklı görüşürler. (Örnek: Sevgilisinin arkadaşı olan bölüm başkanı. )

Bu kişiler etraflarındaki insanlara hep canımlı cicimli hitab ederler, samimiyetsizliklerinin büyük bölümü de buradan gelir. Bulundukları konumu hayat boyu hazmedemediklerinden olacak, en sevdikleri cümleler arasında, kimsenin kimseyi dinlemediği dünyamızda popüler olan "Ama ben seni dinledim" yer alır. Bu cümleyi özel hayatlarında babalarına karşı bile kullandıkları görülmüştür. Gerçekte de kimseyi dinlemezler. Sizinle konuşurken kendilerine, her lafınızı önceden biliyormuş gibi gözlerini büyük büyük açıp gözünüzün içine dik dik bakarak ve kafalarını da sürekli "hı-hıı hı-hıı" diye sallayarak dinliyor süsü verirler ama aslında akılları öğle yemeğinde alışveriş merkezinde gördükleri çanta veya ayakkabıdadır. Yaptıkları tezler neresinden tutsan elinde kalacak cinstendir. Bilgisizliklerini ve araştırmacılıktan uzak kişiliklerini örtmek için yaptıkları işleri anlatamayacakları ortamlarda bulunmayı tercih ederler. Eğer birisi tezlerini ya da makalelerini sorarsa da hiç bozuntuya vermeden dünyada çığır açan bir mevhummuş gibi anlatırlar.

Kendilerine, hayattaki her küçük şeyden ders alan insan süsü vermek bir başka hobileridir. "The Secret" gibi ilimle bilimle alakası olmayan kitapları, hazımsız ruhlarına terapi olsun diye okumak bir yana bir de bunları öğrencilerine ve hatta diğer akademisyen arkadaşlarına tavsiye etmekte çekince görmezler. Sakın bu tür kitaplarla ilgili anlattıklarını ilgiyle dinliyormuş gibi yapmayın, ertesi gün getirip burnunuza sokar, okumanızı isterler. Evlerine gidin bakın toplumla tarihle ilgili bir kitap bulamazsınız. O da yetmez günlük gazete bile senede 2 kere para verip alır, onun da magazin ekini okurlar. Eğer hasbel kader adını bildikleri bir köşe yazarı varsa Ahmet Hakan ya da Oray Eğin gibi isimler olacaktır.

Bu tür akademisyenlerin gerçek kişiliklerini anneleri dışında kimsenin bilmediği sanılmaktadır.


C.Aristokratlar

Bu kişiler 3 göbek akademisyen-sanatçı ailelerinin çocuklarıdır. Çocukluktan beri en sevdikleri şey ödev yapmaktır. Hayatlarında akademisyenlikten başka yapabilecekleri tek bir iş bile olmamasının temel nedenlerinden biri de budur. Bir kısmı ergenlik çağlarında ailelerine baş kaldırmış olmak için üniversiteye gitmeyeceklerini söyleyerek akademisyen anne-baba ve dedelerinin yüreğine indirmiştir ama bu delişmenlikleri kısa sürmüş, hemen sınav maratonuna girmişlerdir.

Aristokrat dediğimize bakmayın, aslında bu insanlar "gerçek dünya"ya alışmak için çok çaba sarfetmiş, çok acılar çekmişlerdir. Ailelerinden aldıkları eğitimle çocukluklarını dış dünyaya karşı kapalı, steril biçimde geçirmiş olmanın acısı daha ilkokul çağında burunlarından fitil fitil gelir. Kavga, dövüş, aşağılama, özellikle de birer küfür cenneti olan ilkokuldaki hayatları tuvaletlerde, bahçenin gizli köşelerinde ve öğretmen kucaklarında ağlayarak geçmiştir. Büyüyüp akademik dünyaya adım attıktan sonra özgüvenleri yerine gelen bu kişiler isimlerinin yerli ve yabancı akademik çevrelerde duyulması için ellerinden geleni yaparlar. Arasıra siyasi olaylara karşı tepki göstermek için imza kampanyalarına katılırlar.

En sevdikleri şey bayramlar, düğünler gibi aileden pek çok insanın bir arada bulunduğu toplantılara gidip dayılara, teyzelere, kuzenlere başarılarını anlatmaktır.


D.Zeki ama değeri bilinmeyen

Bu kişiler muhakkak ki akademik dünyanın en şanssız, en gariban insanlarıdır. Muhtemelen öğretmen-memur çocuğudur. Etrafındaki kişilere sevgili saygılı davranırlar. Yalnız en kötü yönleri aşağılık komplekslerinin, kendilerine layık olan adalet duygularını köreltmesidir. Hayatta herkes hak ettiği yere gelecektir hipotezinden yola çıkarlar. Etraflarındaki hiçkimsenin hak ettiği yerde olmadığını hep görmezden gelirler. Kendilerini de yüksek mevkilere bir türlü layık bulmazlar. Bu nedenle de gelen Doç. olur gelen Prof. olur, bu insanlar oldukları yerde sayar. Sevgi-saygı-zeka-çalışma gibi güzel özelliklerini yüceltecek bir insanın çıkıp, onlara hak ettikleri değeri vereceği ve layık oldukları yere getireceği günü beklerler.

Genellikle bölümün, kendini öğrencilerine adamış, yardımsever hocalarıdır. Öğrenciler tarafından kullanılır. Bir iki kere bölüm başkanlığına aday gösterilmiş olsa da öğretim görevlilerinin oyununa gelmiş, seçilmemiştir. Siyasetle ilgilidirler. Üniversetinin çarpık politikalarını, siyasetin üniversite üzerindeki oyunlarını derslerde öğrencilerine kısık sesle anlatırlar, o sırada kapı çalarsa irkilirler. Cumhuriyet mitinglerine gidip ağaç gölgesinde konuşmaları dinler ve alkışlarlar.


E.Her işi rast giden

Bu eleman bir acayip dünya, bir garip evrendir. Birlikte 2 ay bir odada kilitli kalsan da tanıyamayacağın, tanımlayamayacağın kişidir. Ders de verir, makale de yazar, konferanslara da katılır, akademi dünyasında yapılması gereken ne varsa abartmadan yapar ama kime ne faydası olmuştur bir türlü çözülemez.

Yalnızdır. Bütün gün duvarları boş odasında oturur. Ne zaman odaya girseniz oturduğu sandalyeden aynı şekilde dönüp bakar, aynı anı tekrar tekrar yaşıyormuş duygusuna kapılırsınız. Odasından hiç ses çıkmamasına rağmen arasıra iç anadolu bölgesinden oyun havaları çaldığı duyulur. Ses tonu genizden gelen bir vızıltı şeklindedir ve konuşmaktan usandığını düşündürür. Yalnız ve ancak profesörlerle konuşurken gözlerinde geçici bir parıldama, sesinde kısa süreli bir enerji dikkate çarpar. Her daim takım elbise-kravatlıdır. Meslek hayatı boyunca kendisini günlük kıyafetle gören kişi sayısı 2'dir.

5 Eylül 2008 Cuma

Çıkar Oğlan!


Çıkar oğlan da mı ne?
Kısaca tanımlamak gerekirse, etraflarındaki kadınların para, mevki ya da nakde dönüştürülebilecek herhangi bir özelliklerinden medet uman, bu yolda güzel çirkin demeden her türlü muameleyi görev aşkıyla yapan kişidir çıkar oğlan.

Çıkarları için söyledikleri kuplelerden birkaçı
- Saçlarını açık bıraksana.
- Çok kadın tanıdım.
- Size gidelim mi?
- Yok yaaa Tolga'yla bakma bizim samimi olduğumuza, çok para aldı benden zamanında, evime geldi yedi içti, sen şimdi söyleme ama bunu Tolga'nın yanında, olmaz yani.
-Sevgilin çok şanslıymış.
- Benimle çıkar mısın?/Çıktığın biri var mı?
- Önceden bayaa iyiydi durumumuz.

(Yukarıda: Ertuğrul Özkök'ün damadı Ercan Saatçi)

Özgeçmişleri
Ailesi lise ya da yüksek okul mezunu orta direk. Anne ev hanımı olabilir. En fazla 3 kardeşler. Aile Akdeniz, İç Anadolu, Ege ya da İstanbul olmayan Marmara bölgeli.

Özellikleri
- Çıkarı olduğu karşı cinsle samimi olmak için arkadaşlarını kötülerler.
- Yazlık yerlerde boy gösterirler.
- Eşit ağırlıkçıdırlar, bulundukları vilayetin en tanınmış devlet lisesinden mezunudurlar (ör:Antalya Lisesi, Atatürk Lisesi, Yalova Lisesi).
- Yakışıklıdırlar ama bakan olmaz, onlar da hep "yaaa şu Vedat'ın bile taş gibi sevgilisi var" diye ona buna dert yanarlar.
- Paralı arkadaşlar edinirler, yanlarında çanta gibi gezerler, buluğ çağından beri böyledir bu.
- Ortamın en terbiyelisi imajı vermeye çalışsa da, dar giymiş biriyle konuşurken göğüslerine bakar, bilinçaltı fışkırır.

**************************************************************************************
Biz bilimsel insanlar etme bulma dünyasına inanmayız ama çıkar oğlan olmanın cezası ağır oluyor, tezimizi de bir örnekle tescilliyoruz: Cem Adler, Bülent Ersoy'dan boşandıktan sonra 4 yıl psikolojik tedavi görmüş. Cem Adler 4 yılla yırtmış, bizden söylemesi.